![]()
![]()
|
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Tuana, piyanist ve bozkırLâl Tuana binlerce kum tanesi;
Bir peri, saçlarını görmüyorum.
Kadın kokusu yok
bulut kokusu
deniz kokusu…
Kimselere söylemeyin ben onu seviyorum!
Dalgalar üzerinde dua ediyor.
Emin olun saçlarını görmeden gelir;
Egenin kokusu,
Egemin kokusu.
Tuana bir çocuğun rüyası.
Gülümsemeyin!
O bir peri ve ‘ben onu istiyorum! ’ çocuk dillerde.
Dinleyin Tuana cennetin tutkusu…
Tuana! Bu gün kar yağmalı kentime.
Sarhoş bir bar değil, bana bir yudum çay getir.
Yorgunum Tuana.
Susma!
Bana kokunu ver, ellerini, kadınlığını.
Gözlerime bakabilirsin, niçin olmasın, sadece bir an!
Gelmeliyim ve kaybolmasın gözlerimde.
Sadece bir an. Niçin olmasın!
Bekle Tuana! Yıldızları bekle,
Güneşi ve bozkırı.
Geleceğim!
Çalışmalıyım!
Alnımdan ter düşmeli senin için. Ve her daim onurla silip atmalıyım.
Ayakkabılarımı getir. Gitmeliyim!
Bana bulut lazım yaşamak için, kokun.
Suyu koklamam ben senin gibi.
‘Coğrafyam aç, yüreğim kurak.’
Cebimde gözyaşlarını silmeye dahi tenezzül etmediğin kâğıtlardan olmalı;
Bu gerekli ve para.
İşte biz Tanrıya değil, bunlara tapıyoruz Tuana!
Ayakkabılarımı getir.
Yıldızlara veda et, güneşe ve bozkıra!
Gideceğim!
Tuana sus… Ellerini çek götür uzaklara.
İbrahimin şehrinde dua ol, kadın olma.
Veyahut iman ol okyanus gönüllerde.
Bir Mevlevinin ruhu gibi bulutluğun;
Sar dünyayı, maziyi ve Hindi.
Okyanuslarda kaybol.
Tanrıyı bul! Mabet yap denizi, sessizliği ve yalnızlığı.
Sus Lal Tuana.
Ellerimi al! Bunlar bir günahın bedeli.
Uyan ve ara. Yıldızlara kavuş,
Güneşe ve bozkıra.
Bekleyeceğim!
Oku Tuana! Harfleri ve kil tabletini.
Saçlarını aynaya yansıt;
Fesleğen ve dedesi.
Sonra işportacılar ve şehir korkuluğu düşler var zahirinde.
Düşen bir çocuğun bozuk ve feryat sesi.
Ve düşlerde dünyanın en güzeli;
Ve arzularda kâğıt ve metal;
PARA VE PARA!
Hep dönüp dolaşıp sana bundan bahsetsem de…
İşte bu aldanmışlık ve biraz Amerika.
Somun ve çay Amerika.
Sus ve gitar Amerika.
Anadolu Amerika.
Bilmiyorum ve merak etmiyorum neden küfretmiyorsun;
Şuna, buna, bana?
Kelime oyunu değil bunlar!
Aksine, afişler ve orospular, hepsi kelle oyunu.
Kelle oyunu Tuana.
Meryemi bul.
Filistin’de çobanlar olmalı.
Katık ve su koy önlerine.
Biraz Anadolu ve ülkem varsa ceplerinde…
Biraz… ‘neden olmasın? ’
Söylemekten utanıyorum fakat…
Ben bir avuç devlet düşürdüm.
Bilmiyorum hangi duada düşürdüm.
Devlet benim, nurlar benim.
Havada yine illegal bir aşk
Anla seni sevmek,
Geceleri senin sokaklarında yürümek yasak.
İhtilaldir, ihtilal sanki… bu ‘heyhat aşk’
Filistin’de sokaklar ki orada Allaha tap.
Tuana Filistin’e git Meryem’ i bul ve gözlerine dokunma!
O kadar hüznü taşıyamaz bedenin.
Çünkü onun gördüğü çığırsız bir azap!
Tuana dön silahlara veda et,
Gözlere ve hiç birini tanımadığım kardeşlerime!
Parisi bul. Şairleri ve sevgilileri.
İşte bir fahişenin çocuğuna güldüğü an;
Bir piyanistin elleri.
Köşe başında
Ülkesi unutulmuş bir adamın düşleri.
Paris ve para olmalıydı künyesinde.
Gözlerindeki pişman ve usanmış eller;
Sevmemiş bir kadının uyuşmuş bedeni.
Toprak olsa ölecek fakat hep kaldırımlar Parisi!
Köşede unutulmuş bir toprak,
Köşede görülmemiş bir insan cesedi;
Kavrulan özlemden bir aşığın eksilmiş, ucuz eti.
Sokakların köşe başları olmayacak artık.
Günahkârlar bıktı
Yanmak kayısıyla dolu bir ışığın cehresine basit ve kokuşmuş küfürler fırlatmaktan.
Ne umut var yalan da olsa, ne hüzün, ne sevinç ve ne de minyatür bir gözyaşı.
Bırakın geveze bir memur gibi etrafı ancak mızmız ıslatan bir ışığı.
Gitmeyin aydınlık dedikleri zifiri karanlığa!
Azrail bugün ışık, bugün yanmak ve yakmak kaygısıyla dolu.
Ruhu alınmış bir bedeni izliyor.
Kaçamıyorum…
Ellerimi istiyor mutlak.
Biliyor ceplerimde bir günahkârın elleri durur.
Bu günahkâr ki, şiirlerinde hep bir kadın unutulur.
Unutulan bir Tuana… Hep Tuana, Tuana, Tuana… unutulur.
Azrail’i unutmuş olmalı bozkır veyahut günahkâr veyahut ben.
Beklemek niçin zor Tuana?
Seni beklemek?
Beklemek neden amansız Tuana?
Her hangi bir yıldızda esir ve benden hür olma ihtimalin de var.
İhtimaller dönek diyor ya şiir, senin yıldız olma ihtimalin de var Tuana.
Beklemek ki senin yüzyıllar önce sönmüş ve hala yalan ışıklarla beni avutmuş olma gerçeğin,
İhtimal değil Tuana!
Beklemek kadınını bir çocuk için ne güzel.
Bir şehrin kapılarında elin Fatih olup beklemek ne güzel.
Ve bir fahişenin on bir dakikayı beklemesi ne zor.
Ne zor Yunus olup şu berbat dünyada yaşamak.
Ve bekleriz romanları, figüranlık yapmak için
İnadına oynarız bu cehennem sahnelerde.
Ne zordur kadınından ekmek beklemek,
Kokuşmuş bir yatakta, Azrail’e ıslık çalan nefeslerle.
Ölmemek için çırpınan ve ağzını dahi zor oynatan,
Ve nemli bir odada nemli gözlerle…
Aldanmışlık, acı
Acı ve umut.
Ne güzel beklemek umut dolu,
Umut sözlerle!
Ne zor yıldızları beklemek
Her gece avradına sırtını dönüp,
Çocuğuna duyurmadan,
Sessizce ağlayan,
Ve oyuncakçılar önünden geçmekten utanan,
Utanan bir babanın,
O baba yüreğinde…
Yaşlı nenelerimiz vardır köprü altlarında dahi yer bulamayan.
Geceleri uzak dağlarda gördüğü ışıklı otobüsleri,
Azrail sanıp sessizce ve umutla bekleyen.
Rüzgârın tükürüp geçtiği akşamları süpüremediği için ölümü yeğleyen,
Bakışlarıyla soğuğu dondurup,
Bir ihtimal bazen de kendileri donup kalan,
Oğlunu beklemekte ve oğluna ağlayan,
Ağlayan bir annenin o anne yüreğinde…
Beklemek evladını bir liman kuraklığında,
Gelmesi gereken bir oğlun kışla başında sesi.
Beklemek,
Bayrağa sarılmış bir nur çehresi.
Ki o artık bir şehit annesi,
Dönmemesi gereken birinin şehit ve liman sesi.
Seni beklemek zor tuana.
Ağlamak yetmiyor. Bağırmak belki…
Hangi şehrimde kayboldun.
Dönüp arkama baksam bulacak gibiyim fakat…
Beklemek zor tuana. Beklemek zor tuana.
Piyanist demiyorlar bana.
Azrail iplemiyor beni. Ölmek bile bu denli zor…
Bozkır ki kurak, avuç avuç beklemek ekilmiş toprağına.
Soytarılar gülüyor bana…
Tüm insanlar gülüyor.
‘Ülkem ve şehirleri, insanları, çiftçiler ve nasır tutmuş elleri.’
Sosyalizm gülüyor bir yandan,
Hümanistler hayvanca sırıtıyor…
Emek istiyor devrim, bekl(emek) değil…
Seni niçin bekliyorum anlamıyorlar,
Anlayamıyorlar!
Gülücükler saçıp, ayaklarımızın kaldırımlara değmeyeceği günleri
Bilmiyorlar.
Azrail’i bilmediler,
Cenneti, görmediler Tuana!
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Ask yagmurda ıslanmaya benzer
Sırılsıklam olursun üşümekten titrersin
Ama hep yalnızsın ve tek basınasın
Hiç dusunmezsın,derdı tasayı hiç umurunda olmazdunya......
İşte ask boyle birsey bitanem,
Sırılsıklam asık olursun
Yerı gelır ağlamaktan gözlerin kızarır...
Ama sonunda bir tek sen varsındır bu yolda.
Hiç dusunmezsın ondan baskasını
Sadece kosarsın ve ıslanırsın
Bır de yanımda o olsa dersın
Ama o hıcbır zaman
Senın oldugun kadar cesaretlı olamaz....
O yagmurda ıslanmaktan kacar,
Tıpkı asktan kactıgı gıbı...
Sevmeyi bilemez yalnızdır
Yenı ayrılmıstır sevgilisinden
Hep sevilmiştir , birileri tarafından...
Hiç sevmemiştir,sadece sevılen olmuştur,
Sevmeyı bilemez cunkı o
Hıc yagmur altında ıslanmamıştır.
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
DELI KESIK BAKISLARIN
YÜREGIMDE OLDU YANGIN
SENI ANLIMA YAZANIN
KALEMINE LANET OLSUN...
ESTI DELI LODOS YINE
AKDENIZ YINE AZGIN
SENSIZ DUYDUGUM EZANIN
SABAHINA LANET OLSUN...
BENIM YÜREGIMI ACIZ BIRAKAN
ELE GÜNE MUHTAC EDEN
BIZIM ASKIMIZ BITTI DIYEN
YÜREGINE LANET OLSUN...
GECELERI GÖNLÜME HÜZÜN CÖKER
AYRILIGIN KINI NEFRETI SANMAKI BITER
YÜREGIM SANMAKI BASKASINI SEVER
SENI SEVEN YÜREGIME LANET OLSUN...
EVET DEMEDIM HAYIR DEMEDIM
SANA GÖNÜL VERMEDIM
SENI TERK ETTIM DIYEN
DILINE LANET OLSUN....
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Ertelenmiş sözler var dilimde
Buruşmuş bir kâğıdın içinde duygularım.
Gecikilmiş bir aşk yazılı köşeye atılan kâğıtta
Hiç bir şey için geç değil belki
Belki, şimdi tam zamanı.
Bir de yürek sözden anlasa...
Hergün bir sonrasına ertelenir itiraflar
Bir kaçış ki, bu insanı kendinden eder
Sorular döner beynimin içinde
Beynin içinde satır satır işlenir duygular
Bir gün sonraya ertelenir hergün.
Bir yaprağın yere düşüşü gibi olabilsem
Ağır ağır süzülsem herşeyin farkında olarak
Bir şelale gibi olsam
Coşkunca düşsem arzularımın yüreğine
Korkularımı erteleyebilsem bir anlığına
Hergün koskoca bir yaşam ertelenir oysa.
Sözcüklerin ucuna yüklüdür yaşam
Kendimin kendimle savaşı bu
Kendimle ertelenmiş sözcüklerimin savaşı
Korkularımızın esiri olmuşuz
Ertelenmiş bir yaşam var sırtımızda
Ertelemiş sevdalar yaşarız
Ertelenmiş dostluklar
Ertelenmiş kendini buluşlar.
En çokta yüreğimizdeki parıltıları erteleriz.
Oysa sevmek, daha kolay gözükür korkmaktan.
Sevsek hesapsızca,
Aşık olsak ertelemeden yüreğimizdekileri.
Sözcükler aksa billur bir su gibi
Ertelemesek yaşamımızı.
Belki olacak ertelemesiz yaşayışlar
Bir umut ışığı yanar yürekte
Umudu erteleriz bu sefer
Umudu erteleriz bir sonraki güne.
Ertelenmiş bir umudun sırtına yüklemişiz korkularımızı
Ertelenmiş sözcüklere saklamışız yüreğimizi
Ertelenmiş bir varoluş yaşarız.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı